Yuva Üzerine: İçimizde ve Dışımızda Bir Kavrayış
Yuva, yalnızca dönülen bir yer değil; beden, ruh, ilişki ve hafızayla birlikte değişen, çoğalan ve insanı dönüştüren canlı bir kavrayıştır.
Tûba İmik’e yeni yuvası ve yuva tasavvuru için dostlukla…
Yuva, yalnızca insanın içine kapanıp kendine dönmesiyle açıklanabilecek bir kavram değil. Dışarıda belirli bir adrese, kimliğe, topluluğa, bedene, eşe ya da dosta yerleşmek de onu bütünüyle karşılamıyor. Daha çok, bizimle birlikte hareket eden; bazen dolan, bazen boşalan ruhsal ve bedensel bir örtü gibi duruyor.
Bu nedenle yuva, kendisinden daha büyük bir sözcük olarak beliriyor. Hatta onu yalnızca bir kelime değil, hayatı kavrama biçimi olarak görmek mümkün. Ancak burada insanı edilgenleştiren, sınırlandıran bir anlayıştan söz etmiyorum. Tam tersine, kanalları açan; bağımsızlık duygusuyla baş dönmesini andıran ferahlığı aynı anda taşıyan bir kavrayış bu.
Elbette ele aldığımız her şey gibi yuva da bizim hamurumuzda sürekli değişiyor. Böyle bir kavram için değişmez tanımlar aramak ne kadar doğru, tartışılır. Bazı sözcükleri, elimizden kaçan yönleriyle birlikte anlamaya açık olmamız gerekiyor. Aksi halde, gözlerinin içine tam bakamadığımız sözcükler gibi biz de tek boyutlu kalırız.
Bu dünyada bana yuva olan ne varsa, biraz da benden oluşur.
Yuva kelimesinin sesine, imgesine ve duygusuna en yalın hâliyle yaklaştığımda, onun kendisini daha açık biçimde göstereceğine inanıyorum. Bu, bir tür öz duyuş araştırması. Ondan kaçmamak önemli; çünkü böylesine değişken ve çok katmanlı kelimeler, tasarladığımızdan çok daha fazla sürpriz barındırıyor. Asıl olanı, yalnızca kalbe yakın olandan ayırabilecek inceliğe ihtiyaç var.
İsteyen “öz” yerine “dip” desin, isteyen “kök”. Başka kelimeler eklendikçe seçenekler çoğalacak; yuvalarımızın sayısı da artacak. Böylece hayat, her canlının farklı zamanlarda karşılaşabileceği yuvalarla dolu geniş bir kataloğa dönüşecek.
Yuvanın sevilerek kullanılması, onun her seferinde farklı anlaşılmasını engellemiyor. Belki de tam tersine, bu çoğul anlamlar onun zenginliğini gösteriyor. Yuva, kapıları sıkıca kapanmış, hava almayan yapılara ve değişmez kütlelere sığmıyor. Tanımların çokluğu, onu daha geniş bir kucaklayışa dönüştürüyor.
Her canlıya yaşamı boyunca sıkılmayacağı kadar farklı imkân sunan bir daveti neden geri çevirelim? Üstelik mesele yalnızca her insan için ayrı bir anlamdan ibaret değil. Her insanın her anı, yuvaya yeni bir anlam katıyor. İçinden çıkılması zor görünen bu matematiğin neler üretebileceğini düşünmek bile yeterli.
Bu bolluğun getirdiği hareketliliği kabullenmek gerekiyor. Yuva, çoğu zaman beklediğimizden fazlasını sunuyor; tökezlemeleri, yön değiştirmeleri ve bazen kurduğumuz yapının üzerimize yıkılmasını da beraberinde getiriyor. Başka bir açıdan bakmanın zorluğuna rağmen geri çekilmemek gerek. İnsan yuvasına hiç küser mi?
Bu araştırma, bir bakıma dip bucak temizlik gibi sürecek. Çünkü herhangi bir olgunun olumlu ve kurucu tarafı özünde ağır basıyorsa, onun yalnızca mevsimi geldiğinde değil, en umulmadık zamanlarda da çiçek açabileceğine inanıyorum.
Yuva her zaman sıcak yüzünü göstermeyebilir. Ondan sürekli iyilik ve yakınlık beklemek gerçekçi değil; hiçbir yemişten durmadan bal damlamaz. Böyle zamanlarda bunu kabul edip yoluna devam edebilmek gerekir. Arkama bakmadan çözdüğüm ipin izinden yürüdüğüm sürece yuvanın beni kollayacağına dair bir güven taşıyorum. Bu güvenin kaynağı, yuvanın koşulsuz, şefkatli ve anaç kapsayıcılığı olmalı.
Bazen bir şeyleri kaçırabilir, selin ya da rüzgârın savurduğu bir nesne gibi yönümüzü kaybedebiliriz. Yine de bütün bunlar, şu anımıza bir biçimde uyacaktır. Yuvanın yüzünü bütün açıklığıyla gördüğümüz an, belki de ona gerçekten yerleştiğimiz andır. Bu, isteyen için aşkın gerçekleştiği an olarak da adlandırılabilir. Yuvanın kalple bağı bu yüzden tartışılmaz.
Fakat aşkı yüceltenlerin zaman zaman ondan uzaklaşmak istemesi gibi, insan yuvasından da kaçmayı arzulayabilir. Yuvayı kuran kişi, aynı anda ondan uzaklaşmak isteyen kişi neden olmasın? Hayatın, aynı sahiplenici alışkanlık içinde, duvarların çizdiği sınırlar arasında ve tekdüze bir çizgide tüketilmesi gerekmiyor.
Geçenlerde uzun bir aradan sonra evi baştan sona temizlemeye giriştiğimde, bedenimin derinliklerinden yükselen tuhaf bir bilgiyle karşılaştım. Beyaz Ev bir anda başka bir duyguyla konuşmaya başladı. Bu, yoğun bir sohbet sırasında karşınızdaki kişinin duygusal vitesini aniden değiştirmesine benziyordu. Siz şaşırmaya fırsat bulamadan o değişime ayak uyduruyorsunuz.
Beyaz Ev’le tanışıklığımız on beş yıla yaklaşmıştı. Aramızdaki sohbet derinleşmiş, dikkatli ve özenli bir yakınlık kurulmuştu. Beş duyumuzla birbirimize açılıyor, hem dünyaya hem de görünmeyene ilişkin haberler taşıyorduk. Buna rağmen bir an geldi ve bütün iliklerim onun duygusundaki değişimi duydu.
Beyaz Ev şöyle dedi: Temizlik yaparken aynı zamanda benimle seviştiğini unutma.




