Macaristan Katolik Kilisesi, Magyar dönemine hazırlanıyor
Macaristan Katolik Kilisesi, Viktor Orban sonrası dönemde yeni hükümetle ilişkilerini ve devlet desteğine dayalı yapısını yeniden değerlendiriyor.
Peter Magyar’ın perşembe günü Roma’da Papa Leo XIV ile gerçekleştireceği özel görüşme, Macaristan’da Katolik Kilisesi ile siyaset arasındaki ilişkilerin Viktor Orban sonrası dönemde nasıl şekilleneceğine dair tartışmaların gölgesinde yapılacak. Saat 10.00’da gerçekleşmesi planlanan kabulün ardından Magyar, Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin ile bir araya gelecek.
Komünizmin sona ermesinden bu yana Macaristan’ın yeni başbakanlarının göreve başladıktan kısa süre sonra papalık makamından randevu istemesi alışılmış bir uygulama. Ancak bu buluşmayı diğerlerinden ayıran unsur, Magyar liderliğindeki Tisza hükümetinin, ülkenin köklü kiliselerini Fidesz’in siyasi nüfuz alanına bağlayan sistemi değiştirmeye hazırlanması.
Fidesz’in 16 yıllık iktidarı boyunca parti, devlet ve kilise arasındaki sınırlar büyük ölçüde iç içe geçti. Bu yapı, iktidar partisinin seçmen tabanını konsolide etmesine yardımcı olurken, yurt dışında “Hristiyan değerlerini koruma” söyleminin de dayanağı oldu. Orban, 2019’da “illiberal demokrasi” projesini kısa süreliğine “Hristiyan özgürlüğü” adı altında yeniden tanımlamayı denedi.
Ekonomi yayın kuruluşu G7’nin 2024’te yayımladığı bir değerlendirmeye göre, o tarihteki son verilere dayanarak kiliselere yapılan yıllık harcamalar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 1,4’üne, merkezi bütçenin ise yüzde 7,5’ine karşılık geliyordu. Fidesz döneminde kiliseler, kamu kaynaklarıyla finanse edilen sosyal hizmet, sağlık ve eğitim faaliyetlerinde de önemli aktörlere dönüştü. Macaristan’da ve komşu ülkelerde 3 binden fazla ibadethanenin inşa edilmesi veya yenilenmesi sağlandı.
2018’de anayasa değiştirilerek Macaristan’ın Hristiyan kültürünü korumanın “devletin her organının yükümlülüğü” olduğu hükme bağlandı. Buna karşılık Fidesz’in demokratik gerileme politikalarını ve göç karşıtı söylemini eleştiren Macar Evanjelik Kardeşliği gibi dini gruplar yoğun baskıyla karşılaştı.
Fidesz’in önde gelen isimlerinin, Orban da dahil olmak üzere, ülkenin azınlıkta kalan Kalvinist geleneğinden gelmesi dikkat çekti. Bu mezhepsel dengesizlik, Fidesz’in 2006’da Hristiyan Demokratik Halk Partisi’yle (KDNP) seçim ittifakı kurmasının ardından kısmen giderildi. KDNP lideri ve eski başbakan yardımcısı Zsolt Semjen, partisini “Macaristan’daki Katolik Kilisesi’nin siyasi kolu” olarak tanımladı.
Bu yılki genel seçim öncesinde çok sayıda rahip ve bazı piskoposlar, Katolik Kilisesi’nin resmi tarafsızlık ilkesine rağmen açıkça Fidesz-KDNP lehine kampanya yürüttü. Bazı din adamları, Fidesz destekçilerinin oluşturduğu gayriresmi “Dijital Yurttaşlık Çevreleri”nin kurulmasına katkı sundu ve parti söylemlerini vaazlarında ya da diğer iletişim kanallarında tekrarladı. Szeged-Csanad Piskoposu Laszlo Kiss-Rigo da mart ayında Budapeşte’de düzenlenen ve Orban’ın yeniden seçilmesine uluslararası aşırı sağ desteği sergileyen Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı’nın açılışını kutsadı.
24.hu’nun haberine göre, nisan ayındaki genel seçim öncesinde bazı piskoposluklar, stratejik zamanlamayla verilen ihtiyari hükümet hibelerinden yararlandı. Olağanüstü yetkiler kapsamında çıkarılan gizli kararnamelerle aktarılan bu kaynaklar, iktidar partilerine yakın sivil toplum kuruluşları ve şirketlere yapılan toplam 1,4 milyar avroluk ödemelerle aynı döneme denk geldi.
Valász Online’da din alanını izleyen gazeteci Zoltan Laky, seçim sonrasındaki dönemi Tisza ile Katolik hiyerarşi açısından “temkinli ve zaman zaman huzursuz bir uyum süreci” olarak nitelendirdi. Laky’ye göre üst düzey Fidesz-KDNP siyasetçileri, Tisza hükümetinin sonbaharda dağılacağı ve Fidesz’in kısa sürede iktidara döneceği beklentisiyle kiliseyi yeni düzene karşı stratejik bir direnç noktası olarak konumlandırmaya teşvik etti.
Fidesz’in devlet yayıncılığı üzerindeki kontrolünü kaybetmesi ve özel medya imparatorluğunun zayıflamasıyla birlikte, bazı Fidesz-KDNP temsilcilerinin kilise medyasında eski propaganda çalışanlarına görev verilmesi ve Katolik medya içeriklerinin merkezileştirilmesi için piskoposlara baskı yaptığı bildirildi. Bu siyasetçiler, Katolik Kilisesi’nin geçmişte kamu yayıncılığını yönlendirmek için kullanılan MTVA benzeri bir medya çatısı oluşturmasını istiyor. Kilise makamları ise Valász’a yaptıkları açıklamada, iletişim alanının yenilenmesi için “halen çok sayıda seçeneğin gündemde olduğunu” belirtmekle yetindi.
Katolik hiyerarşisi, 9 Mayıs’ta parlamentonun açılış törenini de fiilen boykot etti. Önceki Fidesz seçim zaferlerinin ardından törenlere geniş katılım gösteren piskoposlar bu kez yalnızca Yunan Katolik Metropoliti Fülöp Kocsis tarafından temsil edildi. Kocsis, pastoral bir görevi bulunduğunu belirterek töreni erken terk etti.
Szombathely Piskoposu ve Piskoposlar Konferansı Başkanı Janos Szekely’nin 23 Mayıs’ta Romanya’nın Sumuleu Ciuc kentindeki Csiksomlyo Tapınağı’nda düzenlenen Pentekost ayininde yaptığı konuşma da tartışma yarattı. Yaklaşık 330 bin kişiye hitap eden Szekely, “Sevgi ülkesi nefret üzerine, hukuk devleti ise hukuku ihlal ederek kurulamaz” dedi. “Sevgi ülkesi” ifadesi, Fidesz yanlısı medyada Tisza’nın siyasi projesini tanımlamak için kullanılan ironik bir söylem olarak biliniyor.
Son dönemde ise kilise yönetiminin yaklaşımında farklılaşma işaretleri görülmeye başladı. Bu değişimde Macaristan’ın ruhani lideri ve Estergon-Budapeşte Başpiskoposu Kardinal Peter Erdo’nun etkisi olduğu değerlendiriliyor. Fidesz dönemindeki medeni hak ihlalleri karşısında sessiz kalmakla eleştirilen Erdo, aynı zamanda pragmatik bir isim olarak görülüyor.
Sağlık sorunları nedeniyle kamuoyu önündeki faaliyetleri sınırlanan Erdo, haziran ayında Magyar’ı özel olarak kabul etti ve görüşmeye ilişkin fotoğrafları kısa süre sonra yayımladı. Ağustosta Katolik piskoposların, Macaristan’ın yeni Cumhurbaşkanı Andras Baka’nın göreve başlama törenine yoğun katılım göstermesi de Fidesz-KDNP’den belirli ölçüde uzaklaşma işareti olarak yorumlandı. Fidesz-KDNP, Baka’nın seçilmesini “gayrimeşru” olarak nitelendiriyor.
Laky, kilise hiyerarşisinin artık kendisini “resmi olmayan muhalefet” konumuna getiremeyeceğini fark ettiğini belirtiyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise kiliselerin kamu finansmanına yüksek düzeyde bağımlı olması.
Magyar da Katolik Kilisesi’yle doğrudan çatışmaya girmekten kaçınıyor. Dini işler yorumcusu Janos Reichert’e göre Magyar, Budapeşte’deki Piarist Lisesi’nden mezun oldu ve ailesi uzun süredir kilise çevrelerinde tanınıyor. Tisza lideri seçim kampanyası sırasında bir defasında bileğinde tespihle görüntülendi; sosyal medya sloganı olarak Papa II. Jean Paul’ün “Korkmayın” sözünü kullanıyor.
Magyar ayrıca Pannonhalma Başrahipliği ve Máriapócs’taki Meryem Ana hac merkezi gibi önemli Katolik mekânlarına yaptığı ziyaretleri siyasi kimliğinin bir parçası haline getirdi. Kendisi ve bakanları kiliselere yönelik sert bir söylem kullanmaktan özellikle uzak durdu.
Bununla birlikte hükümetin, kürtaj yasasında olası reformlara ilişkin kamu istişaresine kilise temsilcilerini resmen davet etmesi bazı insan hakları kuruluşlarının tepkisini çekti. Uluslararası Af Örgütü Macaristan, kilise liderlerinin kadınları temsil eden hekimler ve uzman kuruluşlarla aynı mesleki görüşme masasında yer almasının “çok kötü bir mesaj” verdiğini savundu.
Tisza hükümeti, kiliseler açısından zor kararlar doğurabilecek düzenlemelerle karşı karşıya. Kilise-devlet ilişkilerini yeniden tanımlayacak yeni bir yasal çerçeve hazırlanıyor. Ayrıntılar henüz açıklanmasa da Macaristan kamu maliyesinin kötü durumu ve bazı hibelerin kiliselerin siyasi sadakati karşılığında verildiğine yönelik algı, devlet desteğinde genel bir kesintinin gündeme gelebileceğine işaret ediyor.
Kilise okullarının kamu kaynaklarıyla finanse edilmesi de hassas başlıklardan biri. Fidesz döneminde farklı mezheplere bağlı okulların sayısı iki katına çıktı. Bu kurumlarda öğrenci başına ayrılan kaynak, laik okullardaki miktarın yaklaşık üç katı düzeyinde. Ancak kilise okulları, Roman öğrencilerin kabul oranlarının çok düşük olması nedeniyle uzun süredir ayrımcılığı teşvik etmekle eleştiriliyor.
Yeni Eğitim Bakanı Judit Lannert, her iki soruna da müdahale etme niyetini açıkça ortaya koydu. Haziran ayında verdiği bir röportajda devlet okulları ile kilise okulları arasındaki “haksız finansman farkını” ortadan kaldırmayı hedeflediğini söyleyen Lannert, kilise okullarının Roman ve Roman olmayan çocukları birlikte kabul etmeleri halinde faaliyetlerini sürdürebileceğini belirtti.
Katolik okullarının işletilmesi ve finansmanı yalnızca iç hukukla düzenlenmediği için Macaristan ile Vatikan’ın bu konu üzerinde görüşmesi beklenebilir. Zira söz konusu alan, 1997’de Vatikan ile Macaristan arasında imzalanan anlaşmanın da kapsamına giriyor.
Laky’ye göre Magyar, Papa Leo ile görüşmesinde Macaristan’ın güvenilir bir ortak olduğu mesajını vermek isteyecek. Ancak bu buluşmanın siyasi iletişim boyutu da göz ardı edilmemeli. Laky, Magyar’ın “sosyal medya siyasetçisi” olduğunu ve her üst düzey görüşmenin aynı zamanda bir fotoğraf fırsatı taşıdığını belirtiyor. Ona göre Papa ile yapılacak kabul, bu tür görüntüler arasında en değerlilerinden biri.




