Ben Bu Odayı Kapatmıştım: Berrin Sermet’in Öyküsü
Berrin Sermet’in Ben Bu Odayı Kapatmıştım öyküsü, apartmandaki su sızıntısı üzerinden Onur’un geçmişiyle yüzleşmesini anlatan çarpıcı bir metin.
“Benim evimde su kaçağı yok,” diye itiraz eder Onur. Ancak apartman toplantısında Nevin Hanım ısrarcıdır: İki gündür tavandan su akmakta, küçük odadaki sızıntıyı durdurmak için durmadan havlu değiştirmektedir. Yönetici, kaçağın kaynağını bulmak üzere bir usta çağırmaya karar verir. Sorunun çatıdan mı yoksa dairelerden birinin tesisatından mı kaynaklandığı henüz belli değildir.
Nevin Hanım, suyun Onur’un evinden geldiğini savunur. Onur ise evini baştan sona kontrol ettiğini, böyle bir odaya sahip olmadığını söyler. Toplantıdaki gerilim yükselirken o, konuşulanlardan uzaklaşmayı ve telefonundaki oyuna dönmeyi tercih eder. Apartmandaki insanlar için önemli olan suyun nereden aktığı değil, tamirin masrafını kimin karşılayacağıdır.
Ertesi gün Onur, otuz dokuzuncu yaş gününde geç uyanır. Annesinin kutlama mesajını görür, biriken e-postalara göz atar ve hayatındaki dağınıklığı her zamanki gibi ertelemeye devam eder. Yönetici, yanında alet çantası bulunan Ömer Usta ile kapıya geldiğinde Onur çalıştığını söyleyerek onları içeri alır. Ustanın önce evin tesisatını kontrol etmesine ses çıkarmaz; küçük odanın adı geçtiğinde ise şaşkınlıkla tepki verir.
Koridorun sonunda, Onur’un daha önce hiç fark etmediği bir kapı vardır. Kapı diğerlerine benzemektedir; verniği dökülmüş, alt kısmı çürümüş ve ahşabına dokunulduğunda kıymık batmaktadır. Onur, kapının kendi evinde nasıl olup da şimdi ortaya çıktığını anlayamaz. Yönetici ve usta ona tuhaf tuhaf bakarken evden çıkar, aşağıdaki tekel bayisine gider ve borca bira ile sigara alır.
Onur eve döndüğünde çöp torbaları, yarım kalmış yemekler, bira şişeleri ve karanlık koridorla karşılaşır. Günlerini oyun oynayarak, içerek ve işlerini erteleyerek geçirmektedir. Ertesi sabah usta yeniden geldiğinde, yöneticiyle birlikte eve girer. Onur yüksek sesle müzik açsa da tamir seslerini bastıramaz. Sonunda koridorda yine aynı kapıyı görür: Bu kez kapı açıktır.
Kapının ardındaki oda su içindedir. Duvarlar küflenmiş, halı tamamen ıslanmış, odadaki tek kişilik yatağın üzerine mavi bir şal bırakılmıştır. Şalı gören Onur’un zihninde Beril belirir. Bir zamanlar birlikte yaşadığı Beril, Onur’un oyun ve alkol tutkusundan, ilişkilerine ayırmadığı zamandan şikâyet etmektedir. Onur ise her tartışmayı küçümsemekte, sorumluluk almamak için kendini savunmaktadır.
Anılar birbirini izler. Beril, Onur’un bütün gece oyun oynadığı bir gecenin sabahında onu mangala gitmek için uyandırmaya çalışır. Onur başının ağrıdığını söyleyerek kalkmaz. Beril sonunda yorganı yere atar, hazırlanır ve kapıyı çarparak evden çıkar. Onur, onun gidişini de diğer her şey gibi görmezden gelir.
Ustanın odadan çıkardığı moloz çuvalı, Onur’u başka bir geçmiş sahnesine taşır. Çekmecede bozuk paralar, eski fotoğraflar, USB bellekler ve maç biletleri vardır. Feridun’la yaşadığı günleri hatırlar. Birlikte oynadıkları maçları, ortak aldıkları oyun konsolunu ve Feridun’un bir süre evinde kalmasını… Başlangıçta geçici olması gereken bu misafirlik, Onur’un öfkesiyle sona ermiştir. Feridun, çalışma masasının üzerine anahtarı bırakıp gider; Onur ise arkasından küçük odanın kapısını kapatır.
Usta, tavandaki sızıntıyı onarabileceğini ancak odanın zemininin suyu tamamen çektiğini söyler. Tahtalar çürümüş, zemin çökmeye başlamıştır. Onur yerde, Feridun’a ait kablolu oyun kolunu bulur. Bir zamanlar arkadaşının, onunki gibi kablosuz bir kumanda almayı istediğini hatırlar. Fakat bu anının ne zaman yaşandığını artık çıkaramaz.
Usta, evindeki suyu nasıl fark etmediğini sorarak Onur’a çıkışır. Onur, oyun kolunu mavi şalın yanına bırakır. Ardından kapıya, odaya ve kendi geçmişine bakar. Yıllardır görmezden geldiği kayıpların, kırgınlıkların ve sorumlulukların biriktiği bu yeri neden fark etmediğini açıklamak yerine yalnızca şunu söyler: “Usta, sen işine bak. Ben bu odayı kapatmıştım.”




