Bab’Aziz: Ruhunu Derinlemesine Düşünen Şehzade

Bab’Aziz, derin manevi yolculukları ve içsel tecrübeleriyle ruhunu sorgulayan bir şehzadenin hikayesini anlatıyor.

Zengin bir manevi deneyim sunan Bab’Aziz (2005), yönetmen Nacer Khemir tarafından çekilen Çöl Üçlemesi’nin son halkasıdır. Bu film, Çöl Gezginleri ve Güvercinin Kayıp Gerdanlığı ile başlayan üçlemenin tamamlayıcısıdır. Tunus ve İran’ın etkileyici çöl manzaralarıyla süslenen film, sûfiliğin derin anlamlarını çöl ve yolculuk alegorileri üzerinden aktarıyor.

Khemir, usta bir hikaye anlatıcısı olarak, Bin Bir Gece Masalları‘ndan fırlamış gibi kaybolmuş bir masalı günümüze taşımaktadır. Mevlâna, Attar, Hâfız gibi büyük düşünürlerin izlerini taşıyan bu hikaye, modern kültürün ruhsuzluğuna karşı bir itiraz niteliği taşıyor. Khemir’in önceki eserleri, çölün ruhunu sinemaya yansıtan kendine özgü bir üslup sergilemektedir. Çöl, bu sinematografide adeta bir karakter gibi yer alıyor.

Bab’Aziz (Parviz Shahinkhou), derin bir inançla dolu, gözleri görmeyen bir derviştir. Torunu İshtar ile birlikte, otuz yılda bir düzenlenen bir toplantıya katılmak üzere yola çıkar. Bu yolculukta karşılaştıkları engeller karşısında endişe duymaz, çünkü kalbinin yolunu bulması ve Allah’a ulaşması için her türlü zorluğu kabul eder. Bu sırra ulaşanlar, Aziz Kapı’dan geçerek sırların sahibi olurlar.

Çöl gecesinde torunu İshtar ile sığındıkları yerde bir ceylan belirir. Bab’Aziz ile ceylanın birbirini tanıdığı görülür. Ceylan, ilahi ilhamın ve tefekkürün sembolüdür. Bu karşılaşma sonrası Bab’Aziz, İshtar’a bir hikaye anlatır. Hikaye, çölün ortasında kaybolan bir şehzadenin ruhunu sorgulamasını anlatır. Şehzade, bir ceylanı takip ederken uzun süre kaybolur ve sonunda bir su birikintisinin kenarında bulunur. Orada ruhunu tefekkür ettiğini söyleyen hizmetçisi, durumu açıklığa kavuşturur. Şehzade, tüm mirasını ve zenginliğini terk ederek yalnız kalmayı tercih eder.

Bu hikaye, bir dervişin camiyi sürekli süpürmesi, bir şairin kızı Noor’u arayan Zaid’in ve bir kuyuya düşen Osman’ın hikayeleriyle birleşir. Bu karakterlerin arayışları, sevgi ve özlem dolu bir yolculuğu temsil eder. Her ne kadar alegorik bir anlatı olsa da, insanın hakikat yolculuğundaki derinliği ifade eder. Her bireyin kalbinde bir sevgi nesnesi vardır ve bu, kişinin hakikat yolculuğundaki değerini belirler.

Bab’Aziz, gözleri görmese de çevresindekilerin farkındadır. Torunu İshtar, çölde kaybolma korkusu yaşarken, Bab’Aziz ona herkesin kendi yolunu bulması gerektiğini söyler. Bu, derin bir tefekkürle yürümek anlamına gelir. Mevlana’nın ölümün bir düğün gecesi olarak tanımladığı gibi, Bab’Aziz’de yaşam ve ölüm bir hediye olarak görülür. Film, insanın içindeki çölü ve içsel arayışını sembolik bir dille anlatır. Bu yolculuk, bilgiye ulaşma çabasıdır ve modern bilginin ötesinde içsel deneyimlere yönlendirir.

Kahramanlarımız, bu içsel gerçeklikleriyle yolculuklarına devam ederler. Filmdeki her öğe, bu içsel hakikate götüren imgeler olarak işlev görür. Karakterler, hikayelerini paylaştıkça insanlığın büyük yolculuğunda birleşirler. Açılış sekansında bir semazenin dairesel hareketi ve okunan Kur’an ayetleri, insanın aslına dönüşünü simgeler.

Bab’Aziz, insanlığın tecrübesinin bir yansımasıdır. İshtar ise insanlığın bu yolda kaybolma korkusunu temsil eder. Her birey, bu yolculukta bir rehber arar. Fırtınada sığındıkları yerden çıkarken, Bab’Aziz, ihtiyaç duyulan her şeyin yanlarında olduğunu söyler. Bu, dünyevi yüklerden kurtulmanın önemini vurgular.

Bab’Aziz, diğer karakterlerin hikayelerinin merkezinde yer alırken, aynı zamanda her hikayenin gerçek kahramanıdır. Filmdeki her hikaye, bir yolculuğun ve buluşmanın ifadesidir. Her hikayenin sonunda, her şeyin geldiği yere döneceği gerçeği yatar. Bab’Aziz, kendi ölümüne hazırlanan bir derviş olarak, hem İshtar’ı hem de görevini teslim edeceği kişiyi bulmuştur.

Mum Alevinin Yörüngesinde

Çöl, insanın evrendeki yerini sorgulamasına neden olan büyük bir mekandır. İslam kültürünün önemli bir yönünü temsil eden çöl, Khemir’in filmografisinde gerçek bir İslam imajı sunma çabasını yansıtır. Bu yolculuk, insanın Allah’a yakınlaşması için bir eğitim ve nefsi terbiye sürecidir. Bu, hikmet ve marifetle mümkündür.

Filmin önemli sahnelerinden birinde, Bab’Aziz ve İshtar, dervişlerin söylediği bir ilahiyi dinlerler. İlahide, insanların mum alevinin çevresindeki pervaneler gibi olduğu anlatılır. Bilginin üç seviyesi, bu metaforlarla sembolik olarak ifade edilir.

Yakîn, imanın kesinleşmiş halidir. Dervişlerin ilahisinde geçen pervaneler, bilginin farklı seviyelerini temsil eder. Bu seviyeler, insanın iç dünyasının anlam arayışını gösterir. Bab’Aziz, insanın Allah’ı bulma yolculuğundaki bu derecelere işaret eder. Bu, maddi dünyaya kör olarak değil, kalp ile görmekle mümkündür.

Her hikaye, insanın kim olduğunu bulma yolculuğudur. Kızıl Saçlı Derviş’in sürekli camiyi süpürmesi, nefs perdesini kaldırma çabasını simgeler. İnsan, kalbindeki dünya sevgisini süpürmeden başarılı olamaz.

Yitik Cenneti Aramak

İnsanın yeryüzündeki hikayesi, bir aldanma ile başlar. Osman, gerçek zannettiği rüyasını arayan bir karakterdir. Dünya hayatının iki yüzünü temsil eden karakterler, insanın tercihleri ve imtihanlarıdır. Zaid, Bab’Aziz’in emaneti teslim ettiği kişi olur. Bu, yolculuğun yeniden başlamasıdır. Ancak insanın arzuları, bu yolculuktan alıkoyan bir engeldir.

Ruhun derinliklerine inmek, herkesin cesaret edemediği bir yolculuktur. Bab’Aziz, bir kabristanın yanına geldiğinde ölüleri selam verir. Bu sahne, ölü ile diri arasındaki sınırları sorgulatır. Bab’Aziz, ölümün başlangıcı olmayan bir şeyin sonu olamayacağını ifade eder.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu