Homeros’u Anlamak mı, Anlatmak mı? Nolan’ın Odyssey’si

Feridun Andaç, Christopher Nolan’ın Odyssey filmini Homeros’un destanına yaklaşımı, teknoloji kullanımı ve Anglo-Sakson bakışı üzerinden değerlendiriyor.

Bazı anlatıcıları anlamaya ya da anlatmaya çalışmak için bir ömür bile yeterli olmayabilir. Christopher Nolan’ın Odyssey filmini, teknik koşulları oldukça yetersiz bir cep sinemasında izlerken aklımdan geçen temel soru buydu: Film, Homeros’un destanını gerçekten yorumluyor mu, yoksa onu görsel efektlerle yeniden paketlenmiş bir teknoloji gösterisine mi dönüştürüyor?

Troya Savaşı’na katılan İthaka Kralı Odysseus’un eve dönüşünü anlatan destan, sinemada defalarca ele alındı. Ancak Nolan’ın filminde, on yıl süren savaşın ardından başlayan bu uzun yolculuğun anlatı damarının zayıfladığını düşünüyorum. Destanın ruhundan uzaklaşan kurgu, birkaç çarpıcı cümleyle izleyicide güçlü bir etki bırakmaya çalışıyor; fakat Homeros’a dair kapsamlı bir düşünce geliştiremiyor.

Üstelik yapımın bakışında Anglo-Sakson yaklaşımın ve Yunan romantizminin belirgin bir ağırlığı var. Bu tercih, anlatının Anadolu coğrafyasıyla kurduğu bağı da geri plana itiyor. Oysa Odysseus’un hikâyesi yalnızca mitolojik bir macera değil, savaşın yıkımı içinden geçen bir eve dönüş anlatısıdır.

Günümüz sineması, yapay zekâ, sibernetik ve gelişmiş bilişim teknolojileri sayesinde daha önce mümkün olmayan görsel dünyalar kurabiliyor. Fakat bu imkânlar, sanatın kendine özgü dilini de dönüştürüyor. Teknolojik veriler yaratıcılığın önüne geçtiğinde, ortaya çıkan gösteri kolayca sanatın yerine konulabiliyor. Bu durum yalnızca sinema için değil, bütün anlatı sanatları için üzerinde düşünülmesi gereken yeni bir mesele oluşturuyor.

Nolan, büyük bir ekiple ve yüksek teknik olanaklarla çalışan bir yönetmen olarak filmin bütün unsurlarını yöneten bir yapım patronu konumunda. Bu anlayış, gücünü hâlâ koruyan Hollywood modelinin sürdüğünü gösteriyor. Buna karşılık bağımsız sinema, büyük bütçelere, kalabalık oyuncu kadrolarına ve yoğun görsel efekt kullanımına rağmen özgün anlatım gücünü korumaya devam ediyor.

Bu açıdan bakıldığında Nolan’ın Odyssey’si, eğlence sektörüne dönük, görsel yanı güçlü ve illüzyon üzerine kurulu bir yapım olarak değerlendirilebilir. Ancak onu, kendi hikâyesini kuran bir anlatıcıdan çok teknolojiyle etkileyici sonuçlar üreten bir film ustası olarak görmek daha doğru olur. Steven Spielberg örneğinde olduğu gibi, izleyicide hayranlık uyandıran bir sinema kuruluyor; fakat bu hayranlık her zaman derinlikli bir anlatıyla desteklenmiyor.

Buradaki temel sorun şu: Yönetmenin görevi, kült bir anlatıyı yalnızca sinema diline uyarlamak mıdır, yoksa o anlatı aracılığıyla izleyiciye insan ve hayat hakkında yeni bir şey söylemek midir? Kendi hikâyesini ortaya koyamayan sinema, böylesi güçlü metinlerden parçalar alıp bunları eklektik bir yapı içinde birleştirerek bir “görsel şölen” kurabiliyor.

Nolan’ın sinemasındaki çağ meselesi, Oppenheimer (2023) ve Tenet (2020) filmlerinde daha açık biçimde görülüyor. Odyssey’de ise Homeros’un destanındaki savaş sonrası ruh hâli, maket duygusu veren ve yalnızca ilginçlik üretmeye yönelen canlandırmaların gerisinde kalıyor. Odysseus’un İthaka’ya ulaşma çabası, izleyicide yalnızca “muhteşem” bir görüntü bırakmak amacıyla kurulmuş izlenimi veriyor.

Film üzerine yazan Ömür Gedik, Odyssey’yi değerlendirirken merkeze savaşın kendisinden çok savaşın insan üzerinde bıraktığı izleri yerleştiriyor. Gedik’e göre eve dönmek, fiziksel olarak eve ulaşmaktan ibaret değil; insan bedenen evine dönse bile ruhu savaş alanında kalabiliyor. Odysseus’un yolculuğu da bu kopuşu anlatıyor. Bu yorum, filmin temasını özetlese de yapımın sinemasal olarak neden etkileyici olduğu konusunda ayrıntılı bir açıklama sunmuyor.

Elbette bir filmi izleyiciye ulaştıran başlıca unsurlar arasında konu, görsellik ve oyunculuk bulunur. Bunların tümü sinemanın temel bileşenleridir. Yine de Nolan’ın filmini yüksek gişe başarısı elde edebilecek bir yapım olarak görmek mümkün olsa da onu sinema tarihinin en dokunaklı mitolojik ya da tarihsel filmlerinden biri, hatta Homeros destanlarının en başarılı uyarlaması olarak değerlendirmek güç.

Filmin izlenme deneyimi de ayrıca önem taşıyor. Fethiye Erasta AVM’deki Aksin Sineması’nda perdenin niteliği, ses ve ışık ayarları oldukça yetersizdi. Filmin neden bu kadar karanlık göründüğü sorulduğunda alınan yanıt da aynı özensizliği yansıtıyordu. Bu durum, günümüzde sinema izleyicisine gösterilen saygının ne ölçüde azaldığını ortaya koyuyor.

Not: Ömür Gedik’in “Odyssey Muhteşemdi” başlıklı yazısı, Hürriyet gazetesinde 23 Temmuz 2026 tarihinde yayımlandı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu