Jack London’un John Barleycorn’u: Alkol ve İntihar Üzerine

Jack London’un ‘John Barleycorn’ adlı eseri, alkol bağımlılığı ve intihar temalarını derinlemesine inceliyor.

Jack London, edebiyat dünyasında her zaman dikkat çekici bir figür olmuştur. Onun eserlerine olan ilgim, iki temel nedene dayanıyor. İlk olarak, kitaplara duyduğu derin sevgi. Otobiyografik eseri Martin Eden‘de bu tutkusunu açıkça ifade eder. Zengin yazarların, kütüphanelerinde çalışarak eserlerini ortaya koymalarını anlıyorum ve onlara saygı duyuyorum. Ancak, maddi imkânları kısıtlı olan ve yine de kitaplara yatırım yapan yazarlar da var. Bu yazarlar, maddi sıkıntılarına rağmen, başkalarından ödünç aldıkları kitaplarla okuma isteklerini tatmin etmeye çalışırlar. Jack London, bu tür bir yazar olarak öne çıkmaktadır.

Maddi durumu iyi olan ailesine bağımlı kalmadan kendi ayakları üzerinde durmayı tercih eden London, Âdemden Önce adlı eserinde de bu bağımsızlık arayışını yansıtır. Genç yaşta dergilere gönderdiği hikâyelerle para kazanmaya başlamış ve yazarlık kariyerine bu şekilde yön vermiştir. Onun hayatı, mücadeleci bir ruhun hikayesidir.

London’un ilginçliği, yaşamı boyunca intihara eğilimli bir şekilde var olmasıdır. John Barleycorn adlı eserinde, bu intihar eğilimini açıkça ele alır. Onun yazılarında, intihar düşüncelerinin izlerini bulmak mümkündür. Bu kadar azimli bir insanın intihara meyilli olması oldukça çelişkili bir durumdur. Ancak bu, London’un karakterinin bir parçasıdır ve belki de bu nedenle Jack London olmuştur.

London’un Spencerci bir evrimci olduğunu belirtmek gerekir. İçgüdüleri güçlüdür ve bu da onun sezgilerini etkiler. Materyalist bir bakış açısını benimsemiş, doğal seleksiyona inanmıştır. Ancak, hayatı boyunca Bergsoncu bir sezgi ile karşılaşmamıştır. Eğer böyle bir sezgi ile karşılaşsaydı, belki de daha uzun bir yaşam sürebilirdi. Fakat bu, onun gerçek kimliğini bulmasına engel olmuştur. London, içgüdülerinin etkisi altında kalmış ve yalnızlığında alkol ile kalem arasında gidip gelmiştir.

Âdemden Önce adlı eserinde içgüdüleri ile olan ilişkisini derinlemesine işler. Diğer eserlerindeki karakterler de içgüdülerine bağlı kalarak hayatta kalmışlardır. Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı gibi eserlerinde, içgüdülerin galip geldiği durumları gözlemleyebiliriz. Ancak bu durum, London’un kendi yaşamında da yıkıcı bir hal almıştır. Kendi elleriyle hayatına son vermiştir.

London’un intiharına sürükleyen en önemli faktör, hayatının son dönemlerinde ortaya çıkan alkol bağımlılığıdır. John Barleycorn, bu bağımlılığı ve onun getirdiği yıkımı anlatır. London, içkiyi istediği zaman bırakabileceğini düşünmüş, ancak bu bağımlılığın pençesinden kurtulamadığını fark ettiğinde büyük bir çaresizlik yaşamıştır. Spencerci sezgileri iflas etmiş, karanlık bir umutsuzluğa kapılmıştır.

Genç yaşta edebiyat dünyasında tanınmasına rağmen, ölümünden kaçamamıştır. Bilincinin karanlıklarına baktığında, intihar kaçınılmaz hale gelmiştir. Alkol, ona hiçlik duygusunu daha net göstermiştir. Zeki bir adam olan London, zekâsının kurbanı olmuştur. Ölümden sonra ne olacağına dair sorulara cevap bulamadan, ruhunu alkolle boğmuştur.

Sonuç olarak, Jack London, alkol bağımlılığı ile mücadele eden bir yazar olarak hayatını kaybetmiştir. Ölüm, onun ruhunu özgürlüğüne kavuşturmuş gibi görünse de, bu karanlık bir özgürlüktür.

John Barleycorn

Jack London

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Çev. Levent Cinemre

Sayfa; 288

İstanbul, 2022

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu