Trump: Modern Çağın Faşist Lideri Olarak Değerlendiriliyor
Donald Trump, otoriter eğilimleri ve yayılmacı milliyetçiliği ile modern faşizmin bir örneği olarak değerlendiriliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, tarihçi Robert O. Paxton’un tanımladığı gibi, bir Hitler veya Mussolini değil; ancak otoriter eğilimleri onu faşizmle ilişkilendirmeye itiyor. Trump, demokrasiyi reddediyor, şiddeti ve kişisel kültünü teşvik ediyor, dışlayıcı bir milliyetçilik anlayışını benimsiyor.
David Gómez’in El Orden Mundial’de yayımlanan ve “Trump 21. Yüzyılın Faşist Lideri” başlığını taşıyan makalesinde, Trump’a faşist demek konusunda tereddüt eden Paxton, 2021’deki Kongre baskınını teşvik etmesi nedeniyle bu terimi kullanma gereği duydu. O zamana kadar Trump’ı faşist olarak nitelendirmekten kaçınan Paxton, 2020 başkanlık seçimlerinin iptali için şiddete başvurulmasının, Trump’ın geçmişteki sınırları aşmasına neden olduğunu belirtiyor.
Son dönemde, Minnesota’daki ICE ve Sınır Devriyesi operasyonları sonrası Trump’ın faşizmle olan ilişkisi yeniden gündeme geldi. Trump, kendisini “faşist” olarak tanımlayan New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani ile şaka yaparken, Minneapolis’te federal göçmenlik ajanlarının iki ABD vatandaşını öldürmesi ve Sınır Devriyesi Komutanı Greg Bovino’nun Nazi estetiği nedeniyle artan suçlamalar dikkat çekti. Bazı eleştirmenler, Trump’ı ICE’yi İtalya’daki Kara Gömlekliler veya Almanya’daki SA’lara benzer bir paramiliter güç olarak kullanmakla suçluyor.
Trump, günümüzün diğer aşırı sağcı liderlerinden daha ileri bir noktada duruyor. Kongre baskınında demokrasiyi açıkça reddettiği görüldü. ICE baskınları ve kişilik kültü aracılığıyla şiddeti teşvik eden Trump, hem yerlici bir ulus fikrini hem de ABD’nin yayılmacılığını savunuyor. Bu tutumları onu Hitler ve Mussolini gibi liderlerle benzer bir konuma getiriyor, ancak çağdaş bir bağlamda.
Trump, faşist hareketlerle demokrasiyi reddetme özelliğini paylaşıyor. Bu durum, onu faşizmin aksine demokratik sistemi ortadan kaldırmayı amaçlamayan radikal popülist sağdan ayırıyor. Fransa’daki Ulusal Birlik, Almanya için Alternatif (AfD) veya İspanya’daki Vox gibi partiler, sistemin kurallarını zorlamalarına rağmen demokrasiye saygı gösteriyorlar. Ancak Trump, demokratik denge mekanizmalarını ortadan kaldırmadan önce aşındırmış ve şimdi otoriter bir dönüşüm sürecine girmiştir.
Trump’ın milliyetçi söylemi de faşist anlatıya oldukça yakın. Faşizm, tarihsel olarak toprak fethini ulusu güçlendirmek için bir araç olarak görmüştür. Trump’ın “Önce Amerika” doktrini başlangıçta savunmacı bir milliyetçilik olarak ortaya çıkmış olsa da, zamanla daha saldırgan ve emperyalist bir hale gelmiştir. Grönland ve Kanada üzerindeki toprak talepleri, bu durumu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Trump’ın bu bölgeleri ilhak etme arzusu, radikal popülist sağdan belirgin bir kopuştur.
MAGA (Make America Great Again) hareketi de faşizmin “yeniden doğuşçu ultra-milliyetçiliğini” yansıtmaktadır. Bu anlayışa göre, ulus yozlaşmış ve çökmüş durumdadır; güçlü bir otorite tarafından temsil edilen ulusal bir yeniden doğuş vaat edilmektedir. Liderin görevi, ulusun büyüklüğünü geri getirmek ve onu “yeni bir altın çağa” taşımaktır.
Trump’ı faşist bir lider olarak nitelendiren son özellik ise şiddet kullanımıdır. İlk döneminde aşırı sağcı milislerin şiddet eylemlerini küçümsemişken, artık ICE ve Sınır Devriyesi aracılığıyla bizzat şiddeti uygulamaktadır. Federal göçmenlik ajanlarını kendi hizmetinde paramiliter bir güç haline getirmiştir. ICE ajanlarının sayısı bir yılda 10 binden 22 bine çıkmış ve operasyonlar askeri yöntemlerle gerçekleştirilir hale gelmiştir.
Sonuç olarak, Trump, Hitler veya Mussolini değildir. Kamu ve özel hayatın her alanına hükmeden totaliter bir devlet kurmayı hedeflemiyor. Ancak liberal demokrasiyi reddetmesi, yayılmacı milliyetçiliği, mesihvari liderliği ve şiddet kullanımı onu savaşlar arası dönemin faşist liderlerine daha yakın bir konuma getiriyor. ABD henüz faşist bir devlet olmasa da, faşizmin inşası kademeli bir süreçtir. Trump, bu süreci hızlandırmakta ve başarılı olsun ya da olmasın, 21. yüzyıl faşizmi için bir referans noktası olmayı başarmıştır.




