Lidya Krallığı’nın Tarihi AKM’de Sanatseverlerle Buluşacak

Lidya Krallığı’nın tarihi, 28 Mart’ta AKM’de sahneye konulacak olan ‘Edusa Bir Anadolu Hikayesi’ operasıyla sanatseverlerle buluşacak.

İstanbul Atatürk Kültür Merkezi, 28 Mart 2026 tarihinde Anadolu’nun derin tarihine kapı aralayacak ve İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin yeni prodüksiyonu ‘Edusa Bir Anadolu Hikayesi’ adlı eserin prömiyerine ev sahipliği yapacak.

Lidya Krallığı’nın zengin kültürel mirasını, siyasi çatışmalarını ve insan hikayelerini sahneye taşıyacak bu büyük yapım, İskender Pala’nın derinlikli librettosu ve Güldiyar Tanrıdağlı’nın özgün besteleri ile hayat bulacak. Rejisör Caner Akın’ın yenilikçi sahneleme tarzı ile hazırlanan eser, Anadolu’nun binlerce yıllık tarihsel hafızasını opera anlatımıyla AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda izleyicilere sunacak.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi, 28 Mart 2026 akşamı, Atatürk Kültür Merkezi Türk Telekom Opera Sahnesi’nde ‘Edusa Operası’nın dünya prömiyerini gerçekleştirecek.

Anadolu, tarih boyunca Hititler, Frigler, Urartular ve İyonlar gibi büyük uygarlıklara ev sahipliği yaparak zengin bir kültürel miras oluşturmuştur. M.Ö. 6. yüzyılda ekonomik ve siyasi gücü ile öne çıkan Lidya Krallığı’nın başkenti Sard (günümüzde Manisa’nın Salihli ilçesi), ticaret yollarının kesişim noktası olarak dikkat çekmiştir. Krallığın doğu sınırı, dönemin önemli doğal ve siyasi sınırlarından biri olan Kızılırmak Nehri’ne kadar uzanmaktadır.

Sahnelenecek eser, ilk Türk kadın besteci olarak tanınan Güldiyar Tanrıdağlı tarafından bestelenmiş, librettosu ise İskender Pala tarafından kaleme alınmıştır. ‘Edusa’, tarih boyunca medeniyetlerin kesişim noktası olan bu coğrafyada, Lidya’nın zenginliği, siyasi çatışmaları ve insan hikayeleriyle dolu dünyasında hayat bulmaktadır. Eserde yer alan olaylar, yalnızca bir dönemin değil, Anadolu’nun binlerce yıllık hafızasının yankısı olarak izleyicilere ulaşacaktır.

Prof. Dr. İskender Pala, eserde bir toplumun gerçek gücünün maddi zenginlikten değil, kuşaktan kuşağa aktarılan kültürden kaynaklandığını vurgulayacak. Tarih boyunca altın, para ve iktidarın el değiştirdiğine dikkat çekilen anlatıda, kültürünü koruyan toplumların varlıklarını sürdürebildiği mesajı öne çıkacak. Kalıcı adaletin yalnızca güç sahiplerine değil; kültürel değerler, etik anlayış ve toplumsal hafızaya dayandığı ifade edilecektir.

Daha önce ‘Gilgameş Operası’ ile sahnelediği yenilikçi yaklaşımıyla dikkat çeken rejisör Caner Akın, bu yeni prodüksiyonda da izleyici karşısına çıkacak. Akın, geleneksel opera anlatısını çağdaş ve deneysel sahneleme olanaklarıyla birleştirdiği yapımda, sınırları aşan bir sahne dili ve güçlü bir görsel evren sunacak. Bu yapım, sezonun dikkat çeken prodüksiyonları arasında yer alacaktır.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nı İbrahim Yazıcı yönetecek. Eserin dekor ve görsel tasarımı Efter Tunç, kostüm tasarımı Olcay Engin Kaymaz, ışık tasarımı Cem Yılmazer, video tasarımı Aisha Hajiyeva ve koreografisi Berk Sarıbay tarafından gerçekleştirilecektir. İDOB Korosu’nun şefliğini ise Anıl Aydın üstlenecek.

Temsillerde Edusa rolünde Gülbin Günay ve Evren Işık Yasemin; Halludas rolünde Mert Süngü ve Ufuk Toker; Krezüs rolünde Göktuğ Alpaşar ve Gökhan Ürben; Namirek rolünde Nesrin Gönüldağ ve Asude Karayavuz; Kyros rolünde Yoel Keşap ve Hüseyin Likos; Solon rolünde Caner Akgün ve Kevork Tavityan; Karuna rolünde Barbora Hitay ve Deniz Likos; Kufu rolünde Berk Dalkılıç ve Bülent Külekçi; Aryan rolünde Alper Göçeri ve Murat Güney; Nakata rolünde Kenan Dağaşan ve Emre Güngör; Mehte rolünde Erencan Karadi ve Burak Kul; Sandanis rolünde Arda Durgut ve Ufuk Karakoç; Aryenis rolünde Efe Doğrukul ve Bahadır Özkoca; Soytarı rolünde Uğur Etiler ve Okan Fidan; Muhafız rolünde Mehmet Tükel Acar ve Talip Savranbaşı; Ulak rolünde ise Kılıç Aslan ve Emre Parlar dönüşümlü olarak sahnede yer alacak. İDOB bale ve modern dans sanatçıları da eserin geniş kadrosunda bulunacak.

Türkiye’de kültür ve sanatın önemli temsilcilerinden biri olan İstanbul Devlet Opera ve Balesi, bu prodüksiyonla geçmişin aynasından bugünün dünyasına bakarak, kalıcı ve sarsılmaz adaletin yalnızca kültürü besleyen, geliştiren ve paylaşan toplumlarla mümkün olacağını bir kez daha hatırlatacak. ‘Kültür, medeniyet kurabilenindir. Kültür, ölümü öldürüp ayakta durabilenindir.’ anlayışıyla sahneye taşınacak eser, izleyicilere güçlü bir tarihsel ve kültürel anlatı sunacaktır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu